Karanlık kuyu
Sevseydi böyle yapmazdı düşüncesi acıtır.
Bir iki adım pat içerdeyim.
Bir kuyunun içine düşmüşüm kenarında asla girmeyiniz yazıyor, adı hüzün kuyusu. Yukarıda beyaz-mavi bir hava hakim bulutlar geçiyor ben ise üstü mavilerle kaplı gökyüzüne bakan bir yerin altındayım. Kim bilir kimler geldi geçti bu kuyudan.
Artık alışıyorum karanlığa ama gökyüzünü görmeye devam ediyorum. Bağırıyorum sesimi duyuracağım kadar kimse duymuyor, sonra biri geliyor ;
elini uzatıyor,
elimi uzatıyorum,
karanlıktan kurtulmak için değil,
insanlara çok çabuk güvendiğim için,
biraz zor olsa da çıkıyorum yukarı doğru yavaş yavaş.
bir anda insanın eli kayboluyor ve tekrar karanlığın içindeyim. Hayatım öyle bir rutine binmiş ki karanlığı sevmeye başlıyorum. Hep biri geliyor güveniyorum tutuyorum ellerini sonra bir bakıyorum kimse yok !
O kadar çok derdim yok, böyle durumlarda avazının çıktığı kadar bağırmak rahatlatır bazı insanları bazen, bazen de şiir yazarak konuşur bazı insanlar, bazı insanlar ağlayarak uğurlarlar, mastırını yaptım ben yalnızlığın ben. Göz yaşlarımla uğurladım bir gemi daha, arkasından bir sigara yaktım Neşet Ertaş’ın her hangi bir parçasını açtım. Aşırı dozda uyuşturucu almış gibiyim.. Hayat yaşamaya değer, ben o değer kelimesi nereye değiyor diye düşünüyorum.
Saat olmuş sabahın 05:00’i sokak köpeklerinin kolaçan ettiği sokaklarda yalnız başıma yürüyorum onların aç kalmamanın peşinde ben ise acılarımı nereye atsam diye düşünüyorum. Bu da geçer be neler geçmedi ki. Bu mu geçmeyecek.
Geçecek elbet. Her şey yavaş yavaşta olsa geçecek.
Bir kuyunun içine düşmüşüm kenarında asla girmeyiniz yazıyor, adı hüzün kuyusu. Yukarıda beyaz-mavi bir hava hakim bulutlar geçiyor ben ise üstü mavilerle kaplı gökyüzüne bakan bir yerin altındayım. Kim bilir kimler geldi geçti bu kuyudan.
Artık alışıyorum karanlığa ama gökyüzünü görmeye devam ediyorum. Bağırıyorum sesimi duyuracağım kadar kimse duymuyor, sonra biri geliyor ;
elini uzatıyor,
elimi uzatıyorum,
karanlıktan kurtulmak için değil,
insanlara çok çabuk güvendiğim için,
biraz zor olsa da çıkıyorum yukarı doğru yavaş yavaş.
bir anda insanın eli kayboluyor ve tekrar karanlığın içindeyim. Hayatım öyle bir rutine binmiş ki karanlığı sevmeye başlıyorum. Hep biri geliyor güveniyorum tutuyorum ellerini sonra bir bakıyorum kimse yok !
O kadar çok derdim yok, böyle durumlarda avazının çıktığı kadar bağırmak rahatlatır bazı insanları bazen, bazen de şiir yazarak konuşur bazı insanlar, bazı insanlar ağlayarak uğurlarlar, mastırını yaptım ben yalnızlığın ben. Göz yaşlarımla uğurladım bir gemi daha, arkasından bir sigara yaktım Neşet Ertaş’ın her hangi bir parçasını açtım. Aşırı dozda uyuşturucu almış gibiyim.. Hayat yaşamaya değer, ben o değer kelimesi nereye değiyor diye düşünüyorum.
Saat olmuş sabahın 05:00’i sokak köpeklerinin kolaçan ettiği sokaklarda yalnız başıma yürüyorum onların aç kalmamanın peşinde ben ise acılarımı nereye atsam diye düşünüyorum. Bu da geçer be neler geçmedi ki. Bu mu geçmeyecek.
Geçecek elbet. Her şey yavaş yavaşta olsa geçecek.

Yorumlar
Yorum Gönder